Niyâz Âyini
Bir bütün olarak icrâ edilen bu şekilden başka, gerektiğinde icrâ edilen bir de daha muhtasar olan "Niyâz Âyini" vardır. Rauf Yekta Bey bunun iki şeklini tarif ediyor; Mevlevîler hiçbir surette iane kabul etmezler, ancak "nezr-i Mevlânâ" adı verilen bir bağışı kabul ederlerdi ki, bunlara "niyâz" da denirdi. Bunun o yıllardaki asgari miktarı dokuz kuruştu. Daha fazlasını bağışlamak isteyenler bu rakamın ancak dokuz katı kadar bir parayı verebilirlerdi. Niyaz âyini yapılmak isteniyorsa mukabele günlerinde asıl âyinin bitimine yakın bir sırada ya şeyh efendi ya da orada bulunan mevlevî dostlarından birisi "niyâz" gönderirdi. Niyâz gelince şeyh efendi dervişlerin arasında dolaşan semâzenbaşını çağırır ona verir, o da bu parayı alarak mutribhâneye gider, kudümzenbaşının önünde duran kudümün üzerine bırakırdı. Bundan sonra âyin biter bitmez niyâz âyininin icrâsına geçilirdi. Bu âyinin iki şekli vardı:
1. Şekil: Neyzen başının segâh makamından yaptığı kısa bir taksimden sonra "niyaz ilâhisi" denen ve bestesinin Sultan Veted'e ait olduğu ileri sürülen "Şem-i rûhumu cismime pervane düşürdüm" ve bunun da arkasından "Dinle sözüm sana derim" güfteli ilâhisi okunur, bir ney taksimi ile biterdi.
2. Şekil: Birinci şekilde okunan ilâhilerin yerine sabâ bûselik makamındaki âyinin "Ben bilmez idim gizli-âyân hep sen imişsin" bölümü ile diğer âyinlerin birinden seçilen ve bu bölümle ilgisi bulunan,
Ey ki hezâr aferin bu nice sultan olur
Kul olan kişiler Hüsrev vü hakan olur
Her ki bugün Veled'e inanûben yüz süre
Yoksul ise bay olur, bay ise sultan olur
beyitleri okur. Aynı makamdan bir yürük semaî çalınarak yine bir ney taksimi ile âyin son bulurdu.