Ağırsemai
Ağır semâîler klâsik takım sıralamasında beste’den sonra gelir. Çok rağbet edilmiş bir beste türü ve Türk Sanat Mûsikîsinde semâî formunun birinci şeklidir. En çok aksak semâî usûlünün 10/4, 10/8 mertebeleri, daha seyrek olarak sengin semâî usûlünün 6/2, 6/4 şekilleri ile bestelenir. Eğer eserin ritmi 10/8 ya da 6/4 ise ağır semâî; 10/4 ya da 6/2 usûlü ile bestelenmiş ise ağır ağır semâî adını alır. Ağır semâîler daha sonra sadeleşerek, biçim ve anlam değiştirerek şarkı formunun gelişmesine zemin hazırlamışlardır. Sözleri dört mısra yâni murabba’dır. Genellikle terennümlü olan ağır semâîlerin çok az örneği terennümsüzdür. En fazla kullanılan şeklinin teknik yapısı şöyledir:
AB: Birinci mısra ve lâzime
AB: ikinci mısra ve lâzime
CB: Üçüncü mısra ve lâzime
AB: Dördüncü mısra ve lâzime
Ağır semâîler bestelendiği şekilde icrâ edildiği gibi, nakış olarak da icrâ edilebilirler. Eserde zaman zaman ritm değişikliği yapılabilir. Bu husus terennüm bölümlerinde olduğu kadar terennümsüz bölümlerde de bulunabilir. Suphi Ezgi, beste şekli değişik on iki tür ağır semâîden söz etmektedir. Bunları çok belirgin farklılığı olan şekiller olmaktan çok bestekârların sanatın hür lirizmi içinde ilhamlarını akıtacak değişik kanallar aramasına bağlayarak bu şekillerin ortaya çıkmasını düşünmek gerekir. Bununla birlikte tarif edilen şekillerden birkaçını örnek olarak sunuyoruz:
1 - Şiir dört mısralıdır. Birinci mısraın melodik seyri uygun bir perdede asma karar verdikten sonra terennüm devresi gelir. Bundan sonra ikinci olarak bestelenen birinci mısra tamamlayıcı bir melodik seyirle bestelenmiş olan makamın karar perdesinde karar eder. İkinci mısraın beste yapısı da birinci mısra gibidir. Üçüncü mısra modülasyonlu bir seyirle gereken şekilde karar verdikten sonra yine terennüm devresi başlar. Terennüm devresinden sonra üçüncü mısra değişik şekilde ikinci kez bestelenir ve değişik bir seyirle tamamlanır. Dördüncü mısraın bestesi birinci ve ikinci mısraın bestesi gibidir. Yâni bendler sırası ile ABc - ABc - DEc - ABc formülüne uyar. Bu şeklin en tanınmış örneği "Seyredip aks-i rûhun câm-ı safâ-memlûda" güfteli ağır semâîdir. (Nota:34=1–2)
2- Eserin sözleri yine murabba’dır. Birinci mısraın melodik seyri bir perdede asma karar verdikten sonra ikinci mısra aynı melodlerle harekete başlar. Bu mısra karar edeceği için sonu birinci mısraın sonuna göre daha değişik bir yapıya sahiptir. Sonra terennüm devresi başlar. Arkasından makam geçkili üçüncü mısra yâni miyan gelir. Dördüncü mısraın melodik yapısı ikinci mısraa benzer ve bunu terennüm izler. İkinci türün örneği ise "Ne dâne vü ne dâm ü sayyâd gerektir" güfteli eserdir. (Nota:35=1–2)
3- Sözler yine dört mısradan ibarettir, yâni murabba’dır. Birinci ve ikinci mısraların bestesi aynıdır ve bunu terennüm izler. Sonra yeniden ikinci mısra icrâ edilir. Diğer iki mısraın bestesi ve icrâsı da ilk iki mısra gibidir. "Çekmiş rûyine nikâb-ı işve" mısraı ile başlayan ağır semâî bunun en güzel örneğidir. (Nota:36)
Aksak semâî usûlüne uygunluk gösteren "fâ’ilâtün/fe’ilâtün/fâ’ilün (falün)" kalıbı dikkat çekicidir. Nitekim bu vezinle söylenen "Etse gerdaniyeden yar âgâz" güftesini hem Esad Efendi, hem de Zekâi Dede ağır semâî olarak bestelemiştir. (Nota:37=1–2)
18. yüzyılın büyük bestekârlarından Âmâ Kadri Çelebi’nin "Sevdi bu gönül seni yaman eylemedi" sözleriyle başlayan neva makamındaki "ağır semâî formunun en eski örneklerinden biri olan bu eserin terennüm bölümlerindeki melodik kuruluşta bir dert yanışın, Allah’a yükseliş sözlerine bağlanışın sesleri buralarda en güzel, en içli melodik ifadesini bulmuştur. " (Nota:38=1–2–3) Tab’î Mustafa Efendi ise "Çıkmaz derûn-i dilden efendim muhabbetin" sözleri ile başlayan ağır semâîsinde "tek usûl kalıbı içinde uzayıp giden tekrarlardan kurtulmak için, eserin bazı bölümlerini başka bir ritmin kalıplarına dökerek yeknesaklıktan kurtarmıştır." (Nota:39=1–2–3) Eyyûbî Mehmed Bey mâhur makamındaki beste’sinde olduğu gibi, bu makamdan bestelediği "Gösterib rûyin esîr-i lâl-i nâb ettin beni" güfteli ağır semâîsinde mahûr makamının karakterine, seyir ve hareketine, yaptığı geçkiler ve fasyonlara bağlı olarak geliştirdiği melodilerle başarılı özellikler kazandırmıştır." (Nota:40=1–2) Zekâi Dede’nin "Gülşende hezâr nağme-i dem-sâz ile mahzûz" sözleriyle başlayan hicazkâr makamındaki ağır semâîsinde "ritmik inkişaf ve şekillenmesinde Dede’nin acem aşiran ağır semâîsi ile sıkı bir benzerlik göstermesi" başlıca özelliklerinden birisidir. (Nota:41=1–2)